Vahiy Kâtibi PDF Free Download

1 / 3
1 views3 pages

Vahiy Kâtibi PDF Free Download

Vahiy Kâtibi PDF free Download. Think more deeply and widely.

447
velation: A Theology of Revelation in the World’s
Religions,
Oxford 1994;
R. Fernhout, Canonical
Texts: Bearers of Absolute Authority,
Atlanta
1994;
Haluk Hacaloðlu, Zerdüþt: Ahura Mazda,
Ýstanbul 1995;
Þaban Kuzgun, Dört Ýncil: Yazýl-
masý, Derlenmesi, Muhtevasý, Farklýlýklarý ve
Çeliþkileri,
Ankara 1996;
Baki Adam, Yahudi
Kaynaklarýna Göre Tevrat,
Ýstanbul 2001, s. 71-
112;
Recep Kýlýç, Modern Batý Düþüncesinde Va-
hiy,
Ýstanbul 2002;
K. K. Klostermaier, A Survey
of Hinduism,
New York 2007, s. 45-58;
Muham-
met Tarakçý,
“Tanah’ta Vahiy Anlayýþý”,
UÜ Ýlâ-
hiyat Fakültesi Dergisi,
XI/1, Bursa 2002, s. 193-
218;
a.mlf.,
“Hýristiyanlýkta Vahiy Anlayýþý”,
a.e.,
XII/2
(2003),
s. 171-201;
a.mlf.,
“Origen ve Alego-
rik Kitab-ý Mukaddes Yorumu”,
a.e.,
XIX/1
(2010),
s. 183-213;
C. F. D. Moule,
“Revelation”,
IDB,
IV,
54-58;
N. Schiffers,
“Revelation”,
Encyclopedia
of Theology,
New York 1986, s. 1453-1460;
J. De-
ninger,
“Revelation”,
ER,
XII, 356-362;
G. Gnoli,
“Zarathushtra”,
a.e.,
XV, 556-559;
Hikmet Tan-
yu,
“Ahd-i Cedîd”,
DÝA,
I, 501-507;
J. Hick,
“Re-
velation”,
The Encyclopedia of Philosophy
(ed.
D. M. Borchert),
Detroit 2006, VII, 451-454;
E.
Lipinski,
“Revelation”,
Encyclopedia Judaica,
Detroit 2007, XVII, 253-254;
J. J. Ross,
“Revela-
tion”,
a.e.,
XVII, 254-257;
W. S. Wurzburger,
“Re-
velation”,
a.e.,
XVII, 257-258.
ÿMuhammet Tarakçý
–—
VAHÝY KÂTÝBÝ
( א )
Hz. Peygamber’in
kendisine nâzil olan
âyetleri yazdýrdýðý
sahâbîler için kullanýlan terkip.
˜™
Kur’ân-ý Kerîm, Resûl-i Ekrem’e yakla-
þýk yirmi üç yýllýk bir süre içinde parça par-
ça indirilmiþtir. Sözlü olarak vahyedilme-
sine raðmen Kur’an’da ondan “kitâb” di-
ye söz edilmesi Kur’an’ýn hem levh-i mah-
fûzda yazýlý olmasý hem dünyada yazýya
geçirilmesiyle ilgilidir. Nitekim onun baþ-
ta gelen isimlerinden biri Kur’an, diðeri ki-
tâbdýr; her iki kelimenin kökünde “topla-
mak” anlamý bulunur; ilkinde Kur’an’ýn harf
ve kelimelerinin sesli, diðerinde yazýlý bi-
çimde bir araya getirilmesi söz konusudur
(Abdurrahman Ömer M. Ýsbindârî, s. 42-
43).
Resûlullah, nübüvvet hayatý boyunca
nâzil olan âyetleri bir yandan teblið ede-
rek ve namazda okuyarak onlarýn ezber-
lenmesini saðlamýþ, diðer yandan bu âyet-
leri yazýyla tesbit ettirmiþtir. Onun göze-
timinde âyetleri yazýya geçiren sahâbîle-
re “vahiy kâtibi” (kâtibü’l-vahy) denilmiþtir.
Tamamý bir nüsha haline getirilmemiþ ve
sûreleri bugünkü tertibe göre sýralanma-
mýþ olsa da Kur’an’ýn Hz. Peygamber ta-
rafýndan yazýya geçirilmesinin saðlandý-
ðý hususunda müslümanlar arasýnda ihti-
lâf yoktur
(Ýbn Hacer,
Fet¼u’l-bârî,
X, 15).
Kur’an’ýn Resûl-i Ekrem döneminde bir
kitap haline gelmemesi, onun vefatýndan
kýsa bir zaman öncesine kadar vahyin de-
vam etmesi ve nesih ihtimali gibi sebep-
lere dayandýrýlmaktadýr.
Kur’an’da, vahyedilen âyetlerin Resûlul-
lah’ýn emriyle yazýldýðýna dair açýk bilgi yok-
sa da bazý iþaretler bulunmaktadýr. Bun-
lardan biri, müþriklerin Hz. Muhammed’in
okuduðu Kur’an’ýn baþkalarýna yazdýrdýðý
eskilere ait masallardan ibaret bulundu-
ðu þeklindeki iddialarýný reddeden âyettir
(el-Furkan 25/5).
Abese sûresinde zikredi-
len
(80/11-16)
“saygýn ve erdemli elçilerin
ellerindeki deðerli sahîfeler” ifadesinde
geçen yazýcýlarýn melekler, sahîfelerin de
levh-i mahfûz olduðu þeklinde yaygýn bir
kanaat varsa da bu ikisini kâtipler ve Kur’an
âyetleri diye yorumlayan müfessirler de
mevcuttur
(Taberî,
Câmi£u’l-beyân,
XV, 68;
Fahreddin er-Râzî, XXXI, 54; Ebüssuûd, V,
833).
Ýbn Hacer, Beyyine sûresinin 2. âye-
tinin Kur’an’ýn sahîfelerde yazýldýðýna de-
lil teþkil ettiði görüþündedir
(
Fet¼u’l-bârî,
X, 16).
“Kitap” ve “sahîfe” mânasýna gelen
lafýzlarýn yer aldýðý diðer bazý âyetlerin yo-
rumunda da
(meselâ et-Tûr 52/2-3; el-Vâ-
kýa 56/77-79)
benzer görüþlere rastlanmak-
tadýr.
Hadis literatüründe Kur’an’ýn yazýyla tes-
bitine ýþýk tutan çok sayýda rivayet yer al-
maktadýr. Vahyin Hz. Peygamber zama-
nýnda yazýya geçirildiðine dair en önemli
delil, onun vefatýndan kýsa bir süre sonra
Halife Ebû Bekir zamanýnda Kur’an’ýn bir
araya getirilmesi çalýþmalarýna baþlandý-
ðýnda âyetlerin tamamýnýn farklý sahâbî-
ler nezdinde çeþitli malzemeye yazýlmýþ
olarak bulunmasýdýr
(Buhârî,
“Feçâ,ilü’l-
Kur,ân”,
3; Ýbn Ebû Dâvûd, s. 6-10).
Resûl-i
Ekrem, âyetlerin nüzûlü esnasýnda vahiy
kâtiplerinden birini çaðýrýr ve bunlarý yaz-
dýrýrdý. Özellikle Medine döneminde Resû-
lullah’ýn yakýn komþularýndan Zeyd b. Sâ-
bit, yeni nâzil olan âyetleri yazmak üzere
çaðrýlan ve yazý malzemesini de yanýna al-
masý tâlimatý verilen isimlerin baþýnda ge-
lir
(Buhârî,
“Feçâ,ilü’l-Kur,ân”,
4; Ýbn Ebû
Dâvûd, s. 3).
Öte yandan Resûlullah’ýn,
“Benim sözlerimi yazmayýn, Kur’an’dan
baþka benim sözlerimden bir þey yazan
varsa onu imha etsin” þeklindeki emri
(Müslim,
“Zühd”,
72)
vahyin resmî kâtip-
lerin yaný sýra diðer sahâbîler tarafýndan
da yazýya geçirildiðini göstermektedir. Ni-
tekim kendileri yazamayacak durumda
olan sahâbîlerin, ellerindeki sayfalarla Hz.
Peygamber’in yanýna gelip kâtip aradýk-
larý ve istinsah iþinin ücret karþýlýðý deðil
Allah rýzasý için yapýldýðý nakledilmektedir
(Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaký,
es-Süne-
lemleri içermektedir. Vahiy, ilâhî sözler ko-
leksiyonu deðil Tanrý’nýn tarih içinde yap-
týðý fiillerdir. Kurtuluþ tarihi insanlýk tari-
hinin belirli bir dilimidir; Ýsrâiloðullarý’nýn
bir millet halinde ortaya çýkmasýyla baþla-
mýþ, Tanrý’nýn insan formunda bizzat ken-
dini Îsâ Mesîh þeklinde insanlýða göster-
mesiyle, yani hýristiyan toplumunun doðu-
þu ile sona ermiþtir. Kurtuluþ tarihi doktri-
nine göre Kitâb-ý Mukaddes, Tanrý’nýn ken-
dini açýklamak için kullandýðý tarihî olayla-
rýn kaydedildiði bir kitaptýr. Bu kitap kut-
sal ruhun kelime kelime dikte etmesiyle
yazýlmamýþ, yüzyýllarca süren bir dönem
içinde deðiþik yazarlar tarafýndan kaleme
alýnmýþtýr. Kurtuluþ tarihi düþüncesini sa-
vunan teologlar ilâhî olarak vahyedilen hiç-
bir teolojik ifadenin bulunmadýðýný iddia
etmektedir. Dinî doktrinler vahyedilmemiþ-
tir; bunlar, kutsal metinlerde zikredilen ve
vahiy niteliði taþýyan olaylarýn dinî önemini
anlayan insanlar tarafýndan meydana ge-
tirilmiþtir
(Hick, VII, 452-453).
Bu yeni yak-
laþýmýn temsilcileri arasýnda vahyi tarihî
bir olay þeklinde gören William Temple ve
H. Richard Niebuhr, vahyin Tanrý ile doð-
rudan karþýlaþma tecrübesi olduðunu sa-
vunan Karl Barth, Rudolf Bultmann ve
Emile Brunner, vahyi yeni bir þuur ve far-
kýndalýk hali diye açýklayan Paul Tillich yer
almaktadýr. Kýsa bir karþýlaþtýrma yapmak
gerekirse önerme merkezli geleneksel va-
hiy anlayýþýnda vahiy Tanrý ve insanýn kur-
tuluþuyla ilgili ilâhî sözleri içerirken mo-
dern vahiy anlayýþýnda vahyin içeriðini Tan-
rý’nýn eylemleri ve Îsâ Mesîh’te insan ola-
rak kendini göstermesi teþkil etmekte-
dir. Geleneksel anlayýþta inanandan bekle-
nen kutsal metinlerde açýklanan ilâhî me-
saj ve buyruklara uygun davranmak, bun-
larýn Tanrý sözü olduðuna inanmaktýr. Mo-
dern anlayýþta ise inanan kiþiden bizzat
karþýlaþtýðý ilâhî gerçekliðe güven duyma-
sý beklenmektedir
(Kýlýç, s. 147-155).
BÝBLÝYOGRAFYA :
D. C. Charlier, The Christian Approach to the
Bible,
London 1958;
H. H. Rowley, The Faith of
Israel,
London 1961;
Y. Kaufmann, The Religion of
Israel
(trc. M. Greenberg),
London 1961;
G. O’Collins,
Theology and Revelation,
London 1968;
R. Lato-
urelle, Theology of Revelation,
London 1968;
N.
Smart,
“Revelation”,
A Dictionary of Comparative
Religion
(ed. S. G. F. Brandon),
London 1970, s.
538;
S. G. F. Brandon,
“Revelation”,
A Dictionary
of Comparative Religion
(ed. S. G. F. Brandon),
London 1970, s. 538;
E. Lewis,
“Revelation”,
Har-
per’s Bible Dictionary
(ed. M. S. Miller – J. L. Mil-
ler),
New York 1973, s. 613-614;
A. Kaplan, Hand-
book of Jewish Thought,
Jerusalem 1979;
R.
P. McBrien – G. Chapman, Catholicism,
London
1981;
H. Haag,
“Révélation”,
DBS,
X, 586-599;
Suat Yýldýrým, Mevcut Kaynaklara Göre Hýristi-
yanlýk,
Ankara 1988;
K. Ward, Religion and Re-
VAHÝY KÂTÝBÝ
448
VAHÝY KÂTÝBÝ
âyeti þu þu hususlarýn zikredildiði sûrenin
içine koyun” demek suretiyle
(
Müsned,
I,
69; Ebû Dâvûd,
“Salât”,
125; Tirmizî,
“Tef-
sîrü’l-Kur,ân”,
10)
o âyetin yazýlacaðý yeri
de bildirirdi. Kendisine bu sýralamayý Ceb-
râil’in öðrettiði nakledilmektedir
(
Müsned,
IV, 218).
Bir sûreye ait âyetler deðiþik za-
manlarda inebileceðinden Übey b. Kâ‘b,
nâzil olan âyetleri doðru yerlerine koyabil-
mek için Resûlullah’ýn tâlimatýný bekledi-
ðini söylemektedir
(Bâkýllânî, I, 291).
Zeyd
b. Sâbit’in Hz. Peygamber’in yanýnda de-
ri / kâðýt parçalarýna yazýlmýþ Kur’an’ý dü-
zenlerken onun Þam’ý övücü sözler söyle-
diði yolundaki rivayeti de
(
Müsned,
V, 185;
Tirmizî,
“Menâkýb”,
74)
deri parçalarýna
yazýlmýþ âyetlerin ilgili sûrelere göre ter-
tip edildiði þeklinde yorumlanmýþtýr
(Ah-
med b. Hüseyin el-Beyhaký,
Þu£abü’l-îmân,
I, 197).
Bu rivayetten anlaþýldýðýna göre
mushafa dair daha önceki yazýlý malzeme
zaman zaman gözden geçirilmiþ, bir sû-
reye ait olup kýsýtlý imkânlarla daðýnýk þe-
kilde yazýlan âyetler yeni yazý malzemeleri
tedarik edildikçe derlenip bir araya geti-
rilerek düzenlemeye tâbi tutulmuþtur.
Vahiy kâtiplerinin yazdýðý âyetlerin ne-
rede muhafaza edildiði hususu tartýþma-
lýdýr. Bazý âlimler, Muhâsibî’nin Fehmü’s-
sünen adlý eserindeki bir ifadeden hare-
ketle bunlarýn Resûl-i Ekrem’in evinde sak-
landýðýný kabul ederken
(Zerkeþî, I, 332;
M. Abdülazîm ez-Zürkanî, I, 239)
sahâbî-
lerin âyetleri daha rahat kopya edebilme-
si için onlarýn vahiy kâtiplerinin yanýnda
kaldýðý görüþünü tercih edenler de vardýr
(Muhammed Hamîdullah, II, 700-701).
Hz.
Ebû Bekir döneminde Kur’an’ýn cemedil-
mesiyle ilgili rivayetlerde yazýlý âyetlerin
Resûlullah’ýn evinde topluca bulunduðu
bilgisine rastlanmamakta, farklý sahâbî-
lerin elinde daðýnýk þekilde bulunan âyet-
lerin bir araya getirildiðinden söz edilmek-
tedir. Buna göre âyetlerin vahiy kâtipleri
nezdinde muhafaza edildiði görüþü daha
mâkul görünmektedir.
Kur’an’ýn indiði ortamda yazý yazabilen-
lerin sayýsýnýn sýnýrlý ve yazýnýn henüz ge-
liþmemiþ olmasýndan dolayý
(
a.g.e.,
II, 758-
761)
yazý malzemeleri de sýnýrlýydý. Çinli-
ler’in bulduðu kâðýt Ýslâm dünyasýna çok
sonra
(134/751)
girdiðinden o dönemde ya-
zý malzemesi olarak “kýrtâs” adýyla anýlan
Mýsýr kaynaklý papirüsler, tabaklanmýþ de-
ri (edîm), deri / kâðýt parçalarý (rika‘), cey-
lan derisinden mâmul parþömen (rakk),
ipek ve kumaþ kullanýlýyordu. Nisbeten pa-
halý olan ve az bulunan bu malzemelerin
dýþýnda hurma dallarý, düz satýhlý taþlar,
kürek ve kaburga kemikleriyle tahta ve
seramik parçalarý da vahyin yazýya geçi-
rilmesi aþamasýnda kullanýlmýþtýr. Öte yan-
dan vahiy kâtipleri Kur’an’ýn indiði dönem-
deki imlâyý kullanmýþtýr. Ancak bu imlâ,
hem Resûl-i Ekrem döneminde hem Ebû
Bekir ve Osman zamanýnda Kur’an’ýn top-
lanmasý çalýþmalarý sýrasýnda geliþmeye
devam etmiþtir
(
Hz. Osman’a Nisbet Edi-
len Mushaf-ý Þerîf,
neþredenin giriþi, I, 21-
23).
Vahiy kâtiplerinin sayýsý hakkýnda fark-
lý rivayetler nakledilmiþ, ilk kaynaklardan
itibaren bu sayý giderek artmýþtýr. Bu ko-
nudaki farklýlýðýn en önemli sebebi vahiy
kâtipleriyle mektup, ahidnâme, ganimet
kayýtlarý vb. hususlarda kâtiplik yapanla-
rýn ayýrt edilememesidir. Ýlgili rivayetler-
den kâtipler arasýnda iþ bölümünün oldu-
ðu ve vahiy yazýmýnda sadece belirli isim-
lerin görev aldýðý anlaþýlmaktadýr. Bir ayý-
rým yapmadan Hz. Peygamber’in kâtiple-
rini Cehþiyârî on dört
(
el-Vüzerâß ve’l-küt-
tâb,
s. 12-14),
Bâkýllânî kýrk üç
(
el-Ýnti½âr,
I, 413-417)
olarak kaydetmiþtir. M. Mus-
tafa el-A‘zamî ise bir kýsmý tartýþmalý alt-
mýþ beþ isim saymaktadýr
(
Küttâbü’n-ne-
bî,
s. 35-148).
Bazý çalýþmalarda bu rakam-
lar vahiy kâtiplerinin sayýsý diye gösteril-
mektedir; meselâ Zencânî vahiy kâtip-
lerinin sayýsýný kýrk üç diye verir
(
TârîÅu’l-
Æurßân,
s. 42).
Bununla birlikte kâtiplerin
hangi alanda görev yaptýklarýný belirleyen
kayýtlar da vardýr. Bilindiði kadarýyla bu ko-
nuda fikir beyan eden ilk müellif sayýlan
Belâzürî üçü vahiy kâtibi on isim sayarken
Taberî dördü vahiy kâtibi sekiz, Ýbn Ab-
dürabbih beþi vahiy kâtibi on dört kiþi zik-
retmektedir. Bu müelliflerin eserlerinde
vahiy kâtipliði yaptýklarý belirtilen ortak
isimler þunlardýr: Hz. Ali, Hz. Osman, Zeyd
b. Sâbit, Übey b. Kâ‘b, Abdullah b. Sa‘d b.
Ebû Serh
(Belâzürî, I, 622; Taberî,
TârîÅ,
VI,
179; Ýbn Abdürabbih, IV, 161).
Ýlgili riva-
yetler incelendiðinde baþka vahiy kâtiple-
rinin varlýðý da ortaya çýkmakla birlikte bu-
rada adý geçenlerin diðerlerine göre daha
düzenli biçimde kâtiplik yaptýklarý sonu-
cuna varýlýr. Bunlarýn dýþýnda vahiy kâtip-
liði yaptýðý ileri sürülenler içinde Muâviye
b. Ebû Süfyân, Hâlid b. Saîd b. Âs, Ebân
b. Saîd, Alâ b. Hadramî, Hanzale b. Rebî‘
de yer almaktadýr
(Kudâî, s. 141).
Adý ge-
çen vahiy kâtipleri arasýnda Zeyd b. Sâbit
baþta gelmektedir
(Ýbn Abdülber, I, 68).
Mekke döneminde ilk vahiy kâtibinin bir
dönem irtidad edip Mekke’nin fethinde
tekrar Ýslâm’a giren Abdullah b. Sa‘d b.
Ebû Serh olduðu yolunda görüþler bulun-
makla birlikte
(Ýbn Hacer,
Fet¼u’l-bârî,
X,
27)
ilk müslümanlardan Hâlid b. Saîd b.
nü’l-kübrâ,
VI, 16).
Þahsî nüshalarýn istin-
sah ve tashihinin de Resûl-i Ekrem’in gö-
zetiminde sürdürüldüðüne iþaret eden bu
rivayetten hareketle Kur’an istinsahý için
özel bir mekânýn tahsis edilmiþ olabilece-
ði düþünülmüþtür
(M. Mustafa el-A‘zamî,
Küttâbü’n-nebî,
s. 23).
Resûlullah’ýn düþ-
man bölgelerine Kur’an’la gidilmesini ya-
saklamasý da
(Buhârî,
“Cihâd”,
129)
ashap
arasýnda âyetlerin yazýlý þekilde bulundu-
ðunu göstermektedir.
Mekke döneminde nâzil olan âyetlerin
Mekke’de yazýya geçirildiðine dair Ýbn Ab-
bas’tan bir rivayet nakledilmekle birlikte
(Ýbn Þihâb ez-Zührî, s. 32; Ýbnü’d-Düreys,
s. 33)
bunun ne zaman baþladýðý ve nasýl
yürütüldüðü hakkýnda kaynaklarda bilgi
yoktur. Ýlk inen âyetlerin genelde kýsa ol-
masý sebebiyle güçlü bir hâfýzaya sahip
Arap toplumunda hemen ezberlendiði ve
o günün þartlarý sebebiyle vahiylerin dü-
zenli biçimde yazýya aktarýlmasý iþine son-
radan baþlandýðý düþünülebilir. Bununla
birlikte bazý rivayetler yazým iþinin Mek-
ke döneminde de yapýldýðýný ortaya koy-
maktadýr. Bu rivayetlerin baþýnda nübüvve-
tin beþinci yýlýnda Ömer b. Hattâb’ýn müs-
lüman oluþundan söz eden rivayet gelmek-
tedir. Nitekim Ömer’in kýz kardeþinin evin-
de Tâhâ ve Tekvîr sûrelerinin ilk âyetlerini
yazýlý þekilde gördüðü ve okuduðu bu riva-
yetten anlaþýlmaktadýr
(Ýbn Ýshak, s. 161-
162; Ýbn Hiþâm, I, 367-370).
Mekke döne-
minde vahyedilen âyetlerin yazýya geçiril-
diðine dair baþka bir delil de Hz. Peygam-
ber’in geçmiþ on yýl boyunca nâzil olan
âyetleri Akabe biatlarý sýrasýnda Medineli
Râfi‘ b. Mâlik el-Ensârî’ye teslim ettiðini,
onun da bunlarý Medine’deki insanlara oku-
duðunu beyan eden rivayettir
(Ýbn Hacer,
el-ݽâbe,
I, 499; inen âyetlerin Mekke dö-
neminin ilk yýllarýndan itibaren yazýldýðý-
na delil gösterilen bazý âyet ve hadisler
için ayrýca bk.
KUR’AN
).
Resûlullah’ýn yeni gelen âyetleri vahiy
kâtiplerine ne þekilde yazdýrdýðý konusun-
da da bazý rivayetler vardýr. Zeyd b. Sâ-
bit’ten nakledildiðine göre Resûl-i Ekrem
âyetleri yazdýrdýktan sonra kâtiplerin yaz-
dýklarýný okumalarýný ister, bir hata varsa
onu tashih ettirirdi
(Sûlî, s. 165).
Cihad-
dan söz eden Nisâ sûresinin 95. âyetinin
yazýya geçirilmesi sýrasýnda Ýbn Ümmü
Mektûm âmâ oluþu sebebiyle cihada ka-
týlamayacaðýný hatýrlatýp kendi durumunu
sormuþ ve ayný âyet “özür sahipleri müs-
tesna” ilâvesiyle tekrar nâzil olunca bu þek-
liyle yazýlmýþtýr
(Buhârî,
“Feçâ,ilü’l-Kur,ân”,
4).
Hz. Peygamber vahiy kâtiplerine sade-
ce yeni inen âyeti yazdýrmakla kalmaz, “Bu
449
1418/1998, s. 141;
Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaký,
es-Sünenü’l-kübrâ,
Haydarâbâd 1352, VI, 16;
a.mlf., Þu£abü’l-îmân
(nþr. M. Saîd b. Besyûnî
Zaðlûl),
Beyrut 1410/1990, I, 197;
Ýbn Abdülber,
el-Ýstî£âb
(Bicâvî),
I, 65-70;
Fahreddin er-Râzî, Me-
fâtî¼u’l-³ayb,
Beyrut 1411/1990, XXXI, 54;
Zer-
keþî, el-Burhân fî £ulûmi’l-Æurßân
(nþr. Yûsuf Ab-
durrahman el-Mar‘aþlî v.dðr.),
Beyrut 1415/1994,
I, 326-337;
Ýbn Hacer, el-ݽâbe,
I, 499;
a.mlf.,
Fet¼u’l-bârî
(nþr. Abdülazîz b. Abdullah b. Bâz),
Beyrut 1416/1996, X, 12-27;
Ebüssuûd, Tefsîrü
Ebi’s-Su£ûd,
[baský yeri ve tarihi yok] (Dârü’l-
fikr),
I, 27; V, 833;
Th. Nöldeke, Geschichte des
Qoråns
(nþr. Fr. Schwally),
Leipzig 1909-19, I, 44-
48; II, 1-5;
M. Abdülazîm ez-Zürkanî, Menâhilü’l-
£irfân,
Kahire 1362/1943, I, 239-248;
Ebû Abdul-
lah ez-Zencânî, TârîÅu’l-Æurßân,
Beyrut 1969, s.
42;
Abdurrahman Ömer M. Ýsbindârî, Kitâbetü’l-
Æurßâni’l-kerîm fi’l-£ahdi’l-Mekkî,
Isesco 1423/
2002
(www.isesco.org.ma/arabe/publications/
Quran/Menu.php),
s. 42-43, 71-72;
Muhammed
Hamîdullah, Ýslâm Peygamberi
(trc. Salih Tuð),
Ýs-
tanbul 1424/2003, II, 697-707, 758-767;
M. Mus-
tafa el-A‘zamî, Küttâbü’n-nebî,
Beyrut 1424/
2003, tür.yer.;
a.mlf., The History of the Qur’anic
Text from Revelation to Compilation,
Leicester
2003, s. 67-86;
Hz. Osman’a Nisbet Edilen Mus-
haf-ý Þerîf: Türk ve Ýslâm Eserleri Müzesi Nüsha-
(inceleme ve neþir Tayyar Altýkulaç),
Ýstanbul
1428/2007, neþredenin giriþi, I, 19-23.
ÿMehmet Suat Mertoðlu
–—
VAHÞET
( א )
Allah ile üns halinde bulunan sâlikin
O’ndan baþka her þeyden sýkýlýp
yalnýzlýðý tercih etmesi anlamýnda
tasavvuf terimi
(bk. ÜNS).
˜™
–—
VAHÞÎ
(bk. GARÎB).
˜™
–—
VAHÞÎ-i BÂFKœ
(  )
Mevlânâ Þemsüddîn (Kemâlüddîn)
Muhammed Vahþî-i Bâfk¢
(ö. 991/1583)
Ýranlý þair.
˜™
939 (1532-33) yýlýnda Yezd ile Kirman
arasýndaki Bâfk kasabasýnda doðdu. Bun-
dan dolayý Yezdî ve Kirmânî nisbeleriyle de
anýlýr. Þiirlerinde kullandýðý “Vahþî” mah-
lasýna dair kaynaklarda açýk bilgi yoktur.
Gençlik yýllarýný doðduðu yerde geçirdi. Bu
süre içinde “Murâdî-i Bâfký” mahlasýyla þiir
yazan ve âlim bir zat olduðu anlaþýlan aða-
beyi ile yine dönemin þairlerinden Þerefed-
din Alî-i Bâfký’den edebiyatta ve çeþitli ilim-
lerde ders alarak eðitimini tamamladý. Ön-
ce Yezd’e, ardýndan Kâþân’a gidip med-
reselerde hocalýk ve yöneticilik yaptý. Bir
müddet sonra Yezd’e döndü ve ölümüne
kadar burada yaþadý. Klasik nazým þekille-
riyle kaleme aldýðý lirik þiirlerinin yaný sýra
Safevî Sultaný Þah I. Tahmasb ve özellikle
Yezd, Kirman ve Kâþân þehirlerinin yerel
yöneticileri için methiyeler yazdý. Bunlar
arasýnda kendisini himaye eden Yezd Vali-
si Gýyâseddin Mîr-i Mîrân baþta olmak üze-
re Þah Ni‘metullah-ý Velî soyundan gelen
Halîlullah ile Kirman’ý yöneten aileye men-
sup beylerden Bektaþ Big Efþâr ve Ý‘timâ-
düddevle Abdullah Han anýlabilir. Yezd þeh-
rinde vefat eden Vahþî’nin içkiye düþkün-
lüðü yüzünden öldüðü, hatta sevgilisi ta-
rafýndan öldürüldüðüne dair bazý kaynak-
larda yer alan bilgiler tarihî gerçeklerle bað-
daþmamaktadýr.
Vahþî, itibar kazanmak ümidiyle Hint sa-
raylarýna yönelen pek çok çaðdaþýnýn ak-
sine Ýran dýþýna çýkmayýp yaþadýðý bölge-
nin yöneticilerini methetmekle yetinmiþ
ve sade bir hayatý tercih etmiþtir. Yezd Va-
lisi Gýyâseddîn Mîr-i Mîrân’a yakýnlýðý do-
layýsýyla Muvahhidüddîn-i Fehmî, Muhte-
þem-i Kâþânî, Gazanfer-i Kâþânî ve Tâbiî-i
Hânsârî gibi þairlerle arasýnda bir husu-
metin doðduðu ve birbirlerini çok aðýr bi-
çimde hicvettikleri bilinmektedir. Klasik
nazým þekillerinin hemen hepsinde eser
veren Vahþî, Baba Figanî, Muhteþem-i Kâ-
þânî ve Örfî-i Þîrâzî gibi ünlü þairlerle bir-
likte Irak ve Hint üslûplarý arasýnda bir
geçiþ dönemi sayýlan, Mekteb-i Vuku‘ adý
verilen üslûbun öncülerinden sayýlmakta-
dýr. Özellikle gazel, terciibend ve terkibi-
bend türünde çok baþarýlý kabul edilmiþ,
kendisinden sonraki þairleri etkilemiþtir.
Terciibend türünün en güzel örneklerin-
den biri sayýlan “Sâkînâme”si ile “Þerh-i Pe-
rîþânî” adlý terkibibendi yaþadýðý dönemde
büyük þöhret kazanmýþtýr. Vahþî’nin “vâ-
sûht” (sevgiliden þikâyet) diye adlandýrýlan
tarzda yazdýðý þiirler kendine has üslûbu-
nun önemli birer örneðini oluþturmaktadýr.
Eserleri. 1. Dîvân. Yaklaþýk 9000 beyit
ihtiva eden divanda kýrk bir kaside, 397
gazel, altmýþ altý rubâî, kýrk dört kýta, 595
beyitten oluþan birkaç parça daðýnýk mes-
nevi, on bir terkibibend ve bir terciibend
bulunmaktadýr. Divanda ayrýca, Nizâmî’-
nin MaÅzenü’l-esrâr ve ƒüsrev ü Þîrîn
mesnevilerini örnek alarak yazdýðý 592 be-
yitlik ƒuld-i Berîn ile 966’da
(1558-59)
tamamladýðý 1569 beyitlik Nâ¾ýr u Man-
¾ûr ve dramatik Fars edebiyatýnýn þahe-
serlerinden sayýlan 1070 beyitlik Ferhâd
Âs’ýn kýzýnýn besmeleyi ilk defa babasýnýn
yazdýðýna dair ifadesinden hareketle bu
zatýn Mekke’deki ilk vahiy kâtibi olabilece-
ði belirtilmektedir
(M. Mustafa el-A‘zamî,
Küttâbü’n-nebî,
s. 77).
Diðer taraftan Me-
dine’deki ilk vahiy kâtipliðini Übey b. Kâ‘b’ýn
yaptýðý ve onun yokluðunda Zeyd b. Sâ-
bit’in bu görevi yerine getirdiði ifade edil-
mektedir
(Ýbn Abdülber, I, 68).
Bununla
birlikte Taberî’nin, vahyi Hz. Ali ile Hz. Os-
man’ýn, bu ikisinin bulunmamasý halinde
Übey b. Kâ‘b ve Zeyd b. Sâbit’in yazdýðýný
söylemesi
(
TârîÅ,
VI, 179)
son iki ismin en-
sarýn ilk vahiy kâtipleri olduðunu göster-
mektedir. Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh’in
vahiy kâtipliði sýrasýnda vahiy lafýzlarýný de-
ðiþtirerek kaydettiði ve Resûlullah’ýn da
bunu onayladýðý yolundaki bazý rivayetler,
gerek Hz. Peygamber’in Kur’an’ý muhafa-
za etme konusundaki titizliði gerekse ri-
vayet tekniði açýsýndan doðru kabul edil-
memiþtir
(M. Mustafa el-A‘zamî,
Küttâ-
bü’n-nebî,
s. 113-116).
Vahiy kâtipleri konusu hadis ve siyer ki-
taplarýnýn yaný sýra sahâbe tabakatlarýn-
da, Ýslâm ve Kur’an tarihi kaynaklarýnda
ele alýnmýþtýr. Bunun yanýnda Hz. Peygam-
ber’in kâtiplerine ve özellikle vahiy kâtip-
lerine dair müstakil eserler de yazýlmýþtýr.
Ýbn Þebbe’nin kaynaklarda adý geçen Ki-
tâbü’l-Küttâb’ý, Ýbn Hudeyde diye bilinen
Ebû Abdullah Cemâleddin Muhammed
b. Ali el-Ensârî’nin el-Mi½bâ¼u’l-muŠî fî
küttâbi’n-nebiyyi’l-ümmîsi
(I-II, Beyrut
1405/1985),
A‘zamî’nin Küttâbü’n-nebî’-
si
(bk. bibl.)
ve Ahmed Abdurrahman Îsâ’-
nýn Küttâbü’l-va¼y’i
(Riyad 1400/1980)
bunlar arasýnda sayýlabilir. Elçin Mem-
medzâde, Vahiy Kâtipliði ve Hz. Pey-
gamber’in Vahiy Kâtipleri adýyla yük-
sek lisans tezi hazýrlamýþtýr
(1999, AÜ Sos-
yal Bilimler Enstitüsü).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Müsned,
I, 69; IV, 218; V, 185;
Ýbn Þihâb ez-
Zührî, Tenzîlü’l-Æurßân,
[baský yeri ve tarihi yok],
s. 32;
Ýbn Ýshak, es-Sîre,
s. 161-162;
Ýbn Hiþâm,
es-Sîre,
I, 367-370;
Ebû Ubeyd Kasým b. Sellâm,
Fe²âßilü’l-Æurßân
(nþr. Vehbî Süleyman Gavecî),
Beyrut 1411/1991, s. 152;
Belâzürî, Ensâbü’l-eþ-
râf
(nþr. Mahmûd Firdevs el-Azm),
Dýmaþk 1997,
I, 622-623;
Ýbnü’d-Düreys, Fe²âßilü’l-Æurßân
(nþr.
Gazve Büdeyr),
Dýmaþk 1408/1988, s. 33;
Taberî,
TârîÅ
(Ebü’l-Fazl),
VI, 179;
a.mlf., Câmi£u’l-be-
yân
(nþr. SýdkýCemîl el-Attâr),
Beyrut 1415/1995,
X, 241-242; XV, 68;
Ýbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Me-
½â¼if
(nþr. A. Jeffery),
Kahire 1355/1936, s. 3, 6-
10;
Ýbn Abdürabbih, el-£Ýkdü’l-ferîd,
IV, 161-163;
Cehþiyârî, el-Vüzerâß ve’l-küttâb,
s. 12-14;
Sûlî,
Edebü’l-küttâb,
s. 165;
Bâkýllânî, el-Ýnti½âr li’l-
Æurßân
(nþr. M. Ýsâm el-Kuzâh),
Amman-Beyrut
2001, I, 291, 413-417;
Kudâî, el-Ýnbâß bi-enbâßi’l-
enbiyâß ve tevârîÅi’l-Åulefâß ve vilâyeti’l-ümerâß
(nþr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî),
Sayda-Beyrut
VAHÞÎ-i BÂFKœ
42. CÝLT 5. FASÝKÜL (262)5. Forma / 2. Kontrol
08 Mart 2012